...
iyi misin diye sordum.
bilmem dedi, ama en azından iyi olmaya çalışmak için gücüm var, eh bu da bir şeydir değil mi?
Sustum.
Sustu.
Soru değildi bu. Ya da onay bekleyen bir cümle. Yüzüme bakarak bile konuşmuyordu bugün. Bakışları var olduğuna inandığı bir boşlukta asılıydı.
Uzun bir süre böyle kaldık. İkimizin de anlatacak bir doğrusu, yaşayacak bir yanlışı kalmamıştı. Cömertçe kullandık zamanı, onun yaşına hürmeten benimse yaşanmışlarıma.
Sonra nedendir birden uyanmışçasına yüzünü bana çevirdi ve sordu: onu bir daha gördün mü?
Tek dostuydu, tek arkadaşı. Yarısı sahaf olan evinin kokusuna, halının dokunuşuna, perdelerin uçuşuna şahit tek can yoldaşı. Bir gün onu bırakacağını hiç düşünmemişti belli ki. Düşünmenin acı boşluğuna katlanabilecek biri değildi. Hayatı boyunca bu kadar kayıp yaşayan birinin bu kaybı kabullenememesi inanılır gibi değildi belki ama sorgulanmayı veya yargılanmayı hak etmiyordu.
Bu seferki bir soruydu ve ben cevap veremiyordum.
Üstelemedi.
Kimse inanmadı. Ama o benimle konuşurdu. Pencerelerin ötesini, kitapların ulaşamadığı anıları anlatırdı. Ve hiç ağlamazdı. Benim aksime. Dünyanın aksine hep mutlu kaldı. Bu yüzden sevdim onu. Hiç incitmedim ve dinledim hep. Usanmadan. Geceler boyu. Sahi gördün mü onu?
Cevap vermedim. Veremedim.
Üstelemedi..
Yüzünde tebessüm, askıda bakışları uzaklara daldı..
Saniyelik de olsa acısını küçümsememin ağırlığı geldi çöktü üstüme. Bıraktım sıcak kahvemi pencere önünde ve bakışlarını uzak anılardan uyandırmadan usulca çekildim hayatın huzurundan.
Sokaklar beni beklemiş belli. Islanmış yüzleri.. Özlenmişim. İlk kez gibi bu duygu, belki de ilk kez diye düşünmek bile ayrı korku. Hüzün var bugün, hüzünlüyüm.. Niye ki?
...















Comments
--
_far away_
--
_far away_
Previous PageNext Page